Meme Kanseri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Meme Kanseri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Aralık 2018 Çarşamba

“Kanser tanı ve tedavisinde patolojinin önemi büyük”


Patoloji Dernekleri Federasyonu ve Ankara Patoloji Derneği işbirliği ile gerçekleştirilen 28. Ulusal Patoloji Kongresi, Ankara’da gerçekleştirildi.

Patoloji Dernekleri Federasyonu Başkanı Prof. Dr. Serpil Dizbay Sak, patoloji uzmanlarının işinin doku ve hücreleri inceleyerek hastalıkları tanımak ve hastanın tedavisini yönlendirmek olduğunu belirterek, “Kanser tanısında ve tedavisinde patologlar önemli görev üstleniyor” diye konuştu.
Patoloji Dernekleri Federasyonu ve Ankara Patoloji Derneği işbirliği ile gerçekleştirilen 28. Ulusal Patoloji Kongresi, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Binası’nda gerçekleştirildi. Kongreye, Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen patoloji uzmanları başta olmak üzere 1000’i aşkın hekim, teknisyen/tekniker ve endüstri temsilcisi katıldı. Los Angeles Cedars-Sinai Hastanesi Laboratuvar Direktörü Prof. Dr. Serhan Alkan’ın konuşması ile başlayan kongrede, 63 oturumda her türlü hastalığın ve özellikle kanserin patolojik tanısı ile ilgili güncel bilimsel bilgi ve deneyimler paylaşıldı. 29 Ekim’e denk gelen kongrede patologlar, Anıtkabir’i ziyaret ederek, Pınar Ayhan’ın Cumhuriyet’in kuruluş yıllarını anlatan müzikli gösterisini izlediler.


“Kanser tanısı ve kansere bağlı ölümlerin sayısı arttı”
Prof. Dr. Serpil Dizbay Sak, patoloji laboratuvarlarında incelenen olguların büyük bir kısmının kanser ya da kanser kuşkusu bulunan olgular olduğunu belirterek dünyada ve Türkiye’de kanser hastalığının ve kansere bağlı ölümlerin sayısının arttığını söyledi. 
Prof. Dr. Sak, kanserin Türkiye’de ve dünyada ölüm nedenleri arasında ikinci sırada yer aldığını kaydederek şöyle devam etti: “Küresel olarak yaklaşık her 6 ölümden biri, ülkemizde ise her 5 ölümden biri kansere bağlıdır. Kanserden ölümlerin yaklaşık üçte biri başlıca beş davranışsal ve beslenme ile ilgili risk faktöründen kaynaklanır. Bunlar tütün kullanımı, yüksek beden kütle endeksi, meyve ve sebzeyi az tüketme, yetersiz fiziksel aktivite ve alkol kullanımıdır.”
Patoloji Dernekleri Federasyonu Başkanı Prof. Dr. Serpil Dizbay Sak, tütün kullanımının tek başına kanser için en önemli risk faktörü olduğunu, kanser ölümlerinin yaklaşık yüzde 20’sinden sorumlu olduğunu söyledi. Sak, kanser artış hızında dünya nüfusunun süregelen artışı, yaşlanma ve kanser yapan ajanlara daha çok maruz kalınması gibi nedenlerle artış öngörüldüğünü belirtti. 

“Kanser tanı ve tedavisinde patolojglar önemli rol oynuyor”
Kanserin hızlı artışının kanser tanı ve tedavisinde yeni yolların aranmasını gerekli kıldığını kaydeden Sak, patologların bu aşamada devreye girdiğini belirterek şunları söyledi: “Patologlar geleneksel olarak ışık mikroskobu ile yaptıkları kanser tanısında, artık daha ayrıntılı ve hasta tedavisine yön verecek yeni yöntemleri kullanmaktadır. Hedefe yönelik tedavi veya kişiselleştirilmiş tedavi adı verilen tedavilerin verilebilmesi için hastalardan alınan biyopsiler üzerinde yapılan patolojik incelemelerde hastadaki kanserin hangi tedavilere yanıt vereceğini önceden tespit edebilen belirteçler araştırılmaktadır. Meme kanserinde patologlar tarafından yapılan östrojen ve progesteron reseptörü testleri, HER2 incelemeleri meme kanseri hastalarının alacakları tedavinin belirlenmesinde en önemli aşamayı oluşturur. Akciğer kanserinde de yeni kullanıma giren tedavi yöntemlerinin hastaya yararlı olup olmayacağını saptamak için yeni tanı alan tüm akciğer kanseri olgularında EGFR, ALK1 ve ROS genlerindeki değişikliklerin saptanması gerekir. Bu incelemeler patoloji laboratuvarlarında yapılmaktadır.”

29 Mayıs 2012 Salı

Kanserde erken teşhis hayat kurtarır


“Kanserde gelişmiş ülkelerde erken teşhisle yüzde 55-60 oranlarında tam iyileşme sağlanmaktadır. Ülkemizde de yetişmiş insan gücü, yeni teknolojiler ve doğru uygulamalarla önemli yol alınmakla birlikte, bu oran çok daha düşüktür.”

Kanser günümüzün en büyük sağlık sorunları arasında yer alıyor. Gelişen teknoloji ve tıbbi uygulamalarla gelişmiş ülkelerde erken tanıyla birlikte kanser hastalığında iyileşme oranları yüzde 55-60’ları buluyor. Prof. Dr. Necdet Üskent, kanser hastalığının erken teşhisinde en büyük önem taşıyan tarama yöntemleri hakkında bilgi verdi.  
Dünya genelindeki ölüm nedenlerine bakıldığında kanser ikinci sırada yer alıyor. Akciğer, mide, karaciğer, kolon ve meme kanserleri her geçen yıl diğer kanser tiplerine göre daha fazla ölüme neden oluyor. Kadınlar ve erkekler arasında ise farklı kanser tipleri sıklık gösteriyor. Kadınlarda yüksek mortalite oranına neden olan kanser tipleri meme kanseri, akciğer kanseri, mide kanseri, kolorektal kanserler ve servikal kanser olarak sıralanıyor. Erkeklerde ise akciğer kanseri, mide kanseri, karaciğer kanseri, kolorektal kanserler ve yemek borusu kanseri daha fazla görülüyor.
Kanserde erken teşhisin hayat kurtardığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hematolojik Onkoloji / Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Üskent, şu bilgileri verdi:
 “Kanser hastalığında gelişmiş ülkelerde erken teşhisle yüzde 55-60 oranlarında tam iyileşme sağlanmaktadır. Ülkemizde de yetişmiş insan gücü, yeni teknolojiler ve doğru uygulamalarla önemli yol alınmakla birlikte, bu oran çok daha düşüktür. Gelişmiş ülkelerle aramızdaki en önemli fark, hastalığın daha geç evrelerde farkedilmesidir. Toplumsal eğitim ile insanların erken tanıya yönelik alışkanlıkları elde etmesi tabloyu olumlu anlamda büyük ölçüde değiştirecektir.”

Kanserden ölümün yüzde 30’u, düzeltilebilecek davranışlardan kaynaklanıyor
Kanser nedeniyle yaşanan ölümlerin yüzde 30’u beden kitle indeksinin yüksek olması, düşük meyve ve sebze alımı, fiziksel aktivite azlığı, sigara kullanımı ve alkol kullanımı gibi düzeltilebilecek 5 davranıştan kaynaklanıyor. Sigara kullanımı, global kanser ölümlerinin yüzde 22’sini oluştururken, global akciğer kanseri ölümlerinde ise yüzde 71 oranla, kansere neden olan risk faktörlerinin başında geliyor. Dünya genelinde kanser nedeniyle ölenlerin sayısının artması bekleniyor ve 2030 yılında ölümlerin yılda 13.1 milyonu bulacağı tahmin ediliyor.
Erken tanı için düzenli kanser taraması yaptırmak öneriliyor.  Kanser taramalarının, erken tanının hastalık kontrolünde ve sağ kalımda etkili olduğu kanserlerde ön plana çıkması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Üskent kanser türlerinde kullanılan tarama yöntemlerini ise şöyle anlatıyor:

Meme kanseri taraması: Meme kanserinin erken tanısında en önemli yöntem mamografidir. Yapılan çalışmalar, 50 yaşın üstünde yıllık mamografi yaptırarak ve kendi kendini muayene yöntemi ile ölüm oranlarının yüzde 20-30 arasında azaldığını gösteriyor.  Eğer ailede özellikle birinci derece akrabalarda çok genç yaşlarda meme kanseri görülmüş ise mamografik taramalar ultrason desteğinde 30-35 yaşlara kaydırılmalı. Mamografinin her yıl tekrarlanması gerekir.

Rahim ağzı (serviks) kanseri: Tüm kadınlar, cinsel yaşama başladıkları yaştan itibaren her yıl Pap smear testine tabi olmalıdır. Cinsel yaşamın başlaması ile HPV (Human Papilloma Virus) enfeksiyonu riski de artıyor. HPV, serviks kanserinde bugün bilinen en önemli etiyolojik faktör. 30 yaşına kadar, üst üste 3 normal test geçirenlerde taramalar her 2-3 yılda bir azaltılabilir. Taramalar, 70 yaşında sonlandırılır. HPV için aşı çalışmaları da başlatıldı. Kolay, ucuz ve ağrısız olması nedeniyle en çok uygulanan tarama testidir.

Kolorektal kanser: Kolorektal kanser taramalarında büyük abdestte gizli kan saptanması en ucuz ve kolay bir yöntemdir. Yılda bir kez yapılan test ile kolorektal kanser ölüm oranlarında yüzde 30 azalma sağlanabiliyor. Ancak yanlış pozitivitesi yüksektir. Büyük abdestte gizli kan (GGK) pozitif olan olguların ancak yüzde 2-10’unda kanser saptanır. Yüzde 20-30’unda ise iyi huylu polipler bulunur. Birinci derecede akrabalarında kolon veya rektum kanseri olanlarla, ülseratif kolitli hastalarda ve daha önce adenömatöz polip saptanan hastalarda her yıl kolonoskopi, normal bireylerde ise 50 yaş üstünde her 3-5 yılda bir kolonoskopi yapılması uygun olur.

Prostat kanseri: Prostat kanseri için en sık önerilen tarama testleri, Prostat Spesifik Antijen (PSA) ve rektal muayenedir. PSA’nın kolay uygulanabilir bir test olması nedeniyle, Avrupa ve ABD’de prostat kanseri yılda en fazla teşhis edilen kanser sırasına yükselmiş durumda. PSA ölçümleri ile henüz hastalık belirtisi göstermeyen pek çok prostat kanserine erken tanı konması mümkün. Ancak bunların birçoğu sağlığı gerçek olarak tehdit etmeden çok yavaş seyrederek  tedavi gerektirmezken, agresif seyredenlerin çoğunun tanı konduğunda iyileşme şansı ise pek bulunmuyor.

Over kanseri: Over kanseri için ileri sürülen tarama testleri, pelvik muayene, transvajinal ultrason ve serum Ca-125 testleridir. Pelvik muayene over kanserinden ölüm oranlarını azaltacak kadar duyarlı bir test değil. Transvajinal ultrason ve Ca-125 testleri ile yapılan bilimsel çalışmalar ise henüz sonlanmamıştır.

Akciğer kanseri: Akciğer kanseri taramasında, akciğer filmi, bilgisayarlı tomografi ve balgam sitolojisi erken tanı amaçlı kullanılmıştır. Spiral BT’ler tanıyı daha erken evrelere getirmekle birlikte, yanlış pozitif bulgular nedeniyle sağkalım üzerine etkileri tartışmalıdır.

Mide ve özafagus kanseri: Mide kanserlerinde ve lenfomalarında Helicobacter pylori ve Helicobacter felis bakterilerine yönelik olarak yapılan tedavinin kanser gelişimini önlediği bilimsel çalışmalarda gösterilmiştir. Reflü özafajitler sonucu gelişen Barrett Özafagusunun erken saptanması ve tedavisi (endoskopik,cerrahi veya fotodinamik olarak) özafagus kanserlerinin en azından bir kısmının gelişmesini engelleyebiliyor.


19 Şubat 2012 Pazar

Kadınlar sağlığına ne kadar önem veriyor?

Philips, kadın sağlığı üzerine Türkiye genelinde yaptığı yeni araştırma ile geçtiğimiz yıl açıkladığı "Sağlık ve İyi Yaşam Haritası"nı geliştirdi. Yeni araştırma, kadınların mevcut sağlık durumlarının ve meme kanserine yönelik farkındalık düzeylerinin tespit edilmesi amacıyla gerçekleştirildi.



Sağlık ve iyi yaşam alanının lider şirketi Philips, kadın sağlığı üzerine Türkiye genelinde yaptığı yeni araştırma ile geçtiğimiz yıl açıkladığı "Sağlık ve İyi Yaşam Haritası"nı geliştirdi. 400'den fazla kadının katılımı ile 12 şehirde yapılan yeni araştırma, kadınların mevcut sağlık durumlarının ve meme kanserine yönelik farkındalık düzeylerinin tespit edilmesi amacıyla gerçekleştirildi.
Araştırma hakkında bilgi veren Türk Philips CEO'su ve Philips Sağlık Türkiye Genel Müdürü Willem Rozenberg şunları söyledi:
"Üstün kaliteli, kapsamlı ve ekonomik sağlık bakım hizmetlerinin mevcudiyeti ve bu hizmetin kolay erişilebilirliği toplum ve politika yapıcılar için yüksek öncelikli bir mesele haline geldi. Günümüzde kadınlar sağlık hizmetleriyle ilgili kararlarda ve harcamalarda çok büyük etki sahibidir, sağduyulu ve seçici müşterilerdir. Kadınlar sağlık hizmetlerinin esas müşterileridir, bunun nedeni sadece karmaşık sağlık yapılarına sahip olmaları değil, aynı zamanda genellikle aile fertlerinin sağlık durumlarını da yönetmeleridir. Kadınlar erkeklere göre daha uzun yaşar, dünya nüfusundaki oranları daha yüksektir ve hayatları boyunca sağlık kaynaklarını daha fazla tüketir."

Meme kanserine yönelik farkındalık araştırıldı

Sağlık ve İyi Yaşam Haritasını bu yıl da sağlık kadın sağlığı üzerine yaptıkları araştırma ile geliştirdiklerini söyleyen Rozenberg sözlerine şöyle devam etti:
“Türkiye'de yaşayan kadınların mevcut sağlık durumlarının ve meme kanserine yönelik farkındalık düzeylerinin tespit edilmesi amacıyla yaptığımız bu yeni araştırma, kadınların sağlık alanında yaşadığı sorunları ve beklentilerini anlamamıza ve bu doğrultuda ihtiyaçlarını doğru biçimde tespit etmemize fayda sağlayacaktır. Philips olarak kadınları en çok etkileyen hastalık ve koşullar içinde onların özel ihtiyaçlarını ve deneyimlerini anlayarak, kadınların sağlıklarını ve yaşam kalitelerini iyileştirmek için uzmanlığımızı ve yaratıcılığımızı uygulamada büyük bir sorumluluğumuz olduğunu düşünüyorum."

Philips'in araştırması "ERA Research and Consultancy" tarafından kantitatif araştırma yöntemlerinden telefonla görüşme yöntemi kullanılarak yapılmış. Görüşmeler TÜİK NUTS1 bölgelerine göre 12 ilin kentsel alanlarında 18-70 yaş arasındaki 403 kadın ile 1-11 Kasım 2011 tarihleri arasında gerçekleştirilmiş.

Kadınların %62'si fiziksel sağlık durumundan memnun...

Araştırmanın sonuçlarına göre kadınların çoğunluğu (%62) fiziksel sağlık durumundan genel olarak memnun. Buna karşın, kadınların %65'i yeterli düzeyde fiziksel egzersiz yapmıyor. Yüksek tansiyon, jinekolojik hastalıklar, eklem ağrıları ve meme kanseri görüşülen kişilerin önümüzdeki 5 yıl içerisinde sağlığı için tehdit oluşturacağından endişe ettikleri hastalıkların başında geliyor. Türkiye'deki kadınların yarıdan fazlası sağlık hizmetlerini kadınların ihtiyaçlarını karşılamada yeterli bulmuyor. Devletin kadın sağlığına yönelik olarak öncelik vermesi ve kaynak ayırması gerektiği düşünülen hastalıkların başında kanser geliyor, kanseri jinekolojik hastalıklar takip ediyor.

Kadınların üçte biri hayatında hiç jinekoloğa gitmemiş...

Görüşülen kişilerin sadece üçte biri Türkiye'deki kanser teşhis ve tedavisine yönelik teknik ekipmanları yeterli buluyor. Kadınların yarıdan fazlası kanserden korunmak için hiçbir şey yapmıyor. Kadınların üçte biri hayatında hiç jinekoloğa gitmediğini söylüyor. Türkiye'deki kadınların yarıdan fazlası bugüne kadar meme kanseri taraması yaptırmak ve kontrol amacıyla bir doktora ya da sağlık kurumuna gitmediğini belirtiyor. Görüşülen kişilerin %38'i ilk mamografi için önerilen yaşı bilmiyor. Kadınların %78'i her yıl düzenli olarak mamografi çektirmenin meme kanseri teşhisine etkisinin büyük olduğunu düşünüyor. Benzer biçimde, erken teşhisin tedavi edilebilirlik üzerindeki önemine yönelik farkındalığın da yüksek olduğu görülüyor (%85).

Kadınların %41'i daha önce kendisine veya bir yakınına meme kanseri teşhisi konduğunu belirtiyor...

Araştırma kapsamında görüşülen kişilerin %41'i daha önce kendisine veya bir yakınına meme kanseri teşhisi konduğunu söylüyor. "Üzüntü", bu haber karşısında ilk hissedilen duyguların başında geliyor. Eşler kişiye kanser teşhisi konması durumunda bu durumun ilk paylaşılacağı kişi olarak belirtiliyor. Meme kanseri konusunda etkili bilgi kaynakları incelendiğinde, televizyon programları ve uzman doktorların bilgi alınan kaynakların başında geldiği görülüyor. Görüşülen kadınların %20'si ise meme kanseri hakkında hiçbir kaynaktan bilgi almadığını söylüyor.

 Arzu Kocabıçkıcı




Meme Rekonstruksiyonunda Gelişmeler

Meme kanseri toplumda giderek artan oranda görülüyor ve özellikle Batılı toplumlarda her sekiz kadından birinde hayatının her hangi bir döneminde ortaya çıkıyor.

Meme kanseri toplumda giderek artan oranda izlenmekte ve özellikle Batılı toplumlarda her sekiz kadından birinde hayatının her hangi bir döneminde ortaya çıkmakta. Gelişmiş kemoterapi ve radyoterapi yöntemlerine rağmen halen meme kanseri için tıbbın bilebildiği en iyi yöntem mastektomidir. İster kısmen alınsın isterse meme dokusunun tamamı çıkartılsın, geriye kalan fiziksel deformasyon beraberinde taşıması oldukça ağır psikolojik yansımalara da sahip olabilmekte.
Rekonstruksiyon için zamanlama
Barbaros Point Hotel’de gerçekleştirilen basın toplantısında konuşan Vehbi Koc Vakfi Amerikan Hastanesi Plastik Rekonstruktif ve Estetik Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Reha Yavuzer, meme dokusunun yeniden yapılması konusunda bilgi verdi. Meme kanseri nedeniyle meme dokusu alınan kadınlara yeniden meme yapılması operasyonu olan meme rekonstruksiyonu hakkında, plastik cerrahinin neler sunabileceğini anlatan Prof. Dr. Yavuzer, şunları söyledi:
“Meme onarımı, zamanlama açısından iki dönemde yapılabilir. Bunlardan biri eş zamanlı ya da anında onarımdır. Bu durumda, meme kanseri tanısı konulmuş hastalarda, meme kanseri ameliyatının gerçekleştirildiği seansta, mastektomi işlemi yapıldıktan sonra yeniden meme yapılması söz konusudur. Erken evrede yakalanan meme kanserli hastalar, eş zamanlı onarım için uygun adaylardır. İleri evrede tanı konan, ya da radyoterapi uygulanacak hastalara, hastalıksız geçirdiği birkaç yıldan sonra onarım uygulanması daha doğru bir yaklaşım olabilir. Buna da geç dönem onarım denir.”
Meme rekonstruksiyonu nasıl bir cerrahi gerektirir?
Meme kanserinin mutlaka genel cerrahi, onkoloji, radyason onkolojisi, patoloji ve elbette plastik cerrahi disiplinlerini içinde barındıran bir ekip tarafından beraberce değerlendirilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Reha Yavuzer, “Böylelikle hasta için en doğru karar detaylı olarak her yönüyle tartışılarak belirlenecektir” diyerek şöyle devam ediyor:
“Bu konsey gerek kanser tedavisinin şekli ve zamanlaması gerekse memenin yeniden yapılandırılmasının şekli ve zamanlaması konusunda belirleyici olmalıdır. Tüm bu süreçler işlerken hastanın istek ve öncelikleri de değerlendirmeye alınır ancak tedavi gerekleri herzaman daha ön plandadır.”
Hastanın kendi dokusu kullanılabilir
Yeniden meme oluşturmak için kullanılabilecek yöntemlerden biri de hastanın kendi dokularıdır. Prof. Dr. Yavuzer, hastanın kendi dokusu ile yapılan meme onarımı için birinci sırada tercih edilen bölgenin, göbek alt kısmındaki karın dokusu olduğunu söyleyerek şöyle devam ediyor:
“Karın bölgesi yumuşak, şekil verilebilen, normal memeye çok benzer, yeterli doku sağlayan bir bölgedir. Doğru hasta seçimi yapıldığı ve doğru teknikler kullanıldığında komplikasyon oranı düşüktür. Estetik sonuçları oldukça iyidir. Karın dokusunun meme onarımı için kullanılmasında; karın dokusunun böyle bir uygulama için yeterli durumda olması, biraz sarkık ve yağlı olması arzu edilir. Hastanın yapılan muayenesi sırasında plastik cerrah hastanın karın bölgesinin uygun olup olmadığı konusunda bilgi verecektir. Ameliyatın zayıf yönleri arasında ameliyat süresinin uzunluğu, tekniğe bağlı olarak 3-8 saat, ameliyat sonrasında hastanede kalış süresi (5-7 gün) sayılabilir. Ayrıca bu yöntem deri altı yağ dokusu olmayan, çok zayıf ve çok küçük memesi olan hastalarda uygun bir seçenek değildir. Daha önce karın germe veya liposuction ameliyatı yapılan hastalarda karın derisini besleyen damarlar zarar görmüş olabileceğinden, bu hastalarda uygulanma şansı yok denecek kadar azdır. Çok şişman olan ya da çok sigara içen hastalarda ise komplikasyon riski yüksek olduğundan, bu yöntemden kaçınmak gerekir.
Hastanın kendi dokusu kullanılan ameliyatlarda ameliyatın başarısı meme yapmak için göğüs ön duvarına taşınan dokunun beslenmesine bağlıdır. Şayet doku beslenmesi ile ilgili sorunlar yaşanırsa dokunun kısmen veya tamamen ölmesi (nekroz) meydana gelebilir. Bu durumda bölgenin temizlenerek tekrar ameliyat edilmesi gerekebilir.”
Silikon protez kullanımı
Uygun seçilmiş hastalarda sadece silikon protez ile de meme dokusu yapılabileceğini belirten Yavuzer, “Bu yöntemde ameliyat süresi daha kısa ve iyileşme daha çabuk meydana gelir; ancak her hasta için uygun olmayabilir. Direkt silikon protez yerleştirilebileceği gibi, yeterli dokusu olmayan hastalarda öncelikle doku genişleticisi denilen balonlar yerleştirilerek zamanla balon şişirilir. Bir iki ay içerisinde balon içerisine sıvı verilerek şişirme işlemi tamamlandıktan ve doku esnekliği sağlandıktan sonra balon çıkartılarak kalıcı silikon protez yerleştirilir” dedi.
İyileşme periyodu nasıldır?
Ameliyattan sonraki ilk gün barsak hareketleri de başladıktan sonra, bir şeyler yemenize ve içmenize izin verilir, ayağa kalkmanız sağlanır. Ayağa kalktığınız andan itibaren idrar sondası artık çekilebilir. İlk günlerde belden itibaren biraz bükük bir pozisyonda yürümek, karın bölgesindeki gerginliği azaltacaktır (karın dokusu ile meme yapılan hastalarda). Drenaj miktarı azalınca drenler çekilir, hareketlerinizin giderek arttırılmasına izin verilir. Bu dönemde yaklaşık 6 hafta süreyle karın korsesi giyilmesi iyileşme süreci açısından yararlıdır. Diğer meme ile simetri sağlanması, ikinci bir ameliyatta da yeniden oluşturulan memeye gerekebilecek rötuş ameliyatı ile birlikte yapılabilir. Sağlıklı memeye uygulanacak işlemler ise meme küçültme, meme dikleştirme ya da meme büyütme olabilir. Meme başının yapılması ise ilk ameliyattan 2-3 ay sonra yapılacak olan 3. ve 4. oturumlarda lokal anestezi altında gerçekleştirilir. Bu işlem için en sık uygulanan yöntem yeni meme üzerinde küçük dokular kaydırarak meme başını oluşturmaktır. Bu esnada vücudun başka bir bölgesinden deri yaması alınarak, meme ucunun areola adı verilen kahverengi kısmı yapılabilir. Diğer sık kullanılan bir yöntem de bu oturumdan 2-3 ay sonra da dövme yöntemiyle areolayı oluşturmaktır. Meme başı ve çevresinin yapılma aşaması çoğu zaman lokal anestezi altında gerçekleştirilir ve hastanın günlük yaşantısını fazla aksatmaz. Ancak yeniden oluşturulan memenin gerçek doğallık ve güzelliğini kazanmasında memebaşı ve çevresi büyük önem taşımaktadır.
Bu operasyonun riskleri nelerdir?
Her cerrahi girişimde olabilecek risklerin dışında şu durumlar söz konusu olabilir:
Deri duyusundaki değişiklik: Karın dokusunun meme bölgesine getirilmesi bu bölgede duyunun oluşturulmasında yeterli değildir. Getirilen doku duyudan yoksun bir dokudur. Hatta çok uzun bir süre deride uyuşukluk hissedilir. Silikon protez kullanılan hastalarda da meme dokusunun hissinin tam olarak meydana gelmesi aylar hatta bazen yıllar alacaktır. Burada ana neden meme dokusunun alınması, yani mastektomi sırasında derinin kaldırılarak içinin tamamen boşaltılmasıdır.
Yara İzleri: Alt karın bölgesinde ve yeni oluşturulan meme çevresinde yara izi kalır. Genellikle bu izler bir yıl içinde solarak belirsizleşir, ancak hiçbir zaman tamamen kaybolmaz. Göğüs de ise mastektominin izleri bulunmaktadır. Şayet sırt dokusu kullanılacak olursa bu takdirde de sırt bölgesinde iz kalacaktır.
Doku kaybı veya yarada açılma: Bazen gerginlik ve dolaşım bozukluğuna bağlı olarak, yarada ayrışmalar ve iyileşme gecikmeleri karşımıza çıkabilir, karın dokusundan oluşturulan memenin bir kısmı beslenmeyebilir. Özellile radyoterapi görmüş meme dokusunda bu risk daha da artmaktadır.
Yağ nekrozu: Doku ölümü gerçekleşebilir ve hacmi kaybolabilir.
Aşırı sertlik: Işın tedavisi görenlerde, sigara kullananlarda ve dolaşım problemi olanlarda getirilen dokuda beslenememeye bağlı uzun süren sertlikler karşımıza çıkabilir.
Karşı meme ile uyumsuzluk, asimetri: Yeni oluşturulan meme, karşı taraftaki meme ile biçim olarak mükemmel bir uyum sağlayamayabilir.
Karın duvarındaki sorunlar: Karın derisinde ise 3-6 ay içinde düzelmesi beklenen bir uyuşukluk olması normaldir.
Meme başı rekonstruksiyonu nasıl yapılır?
Meme başı rekonstrüksiyonu, meme başı ve areolanın meme kanseri ve diğer durumlardan sonra yeniden oluşturulması anlamına gelir. Meme başı ve çevresindeki areola adı verilen kahverengi bölgenin yeniden oluşturulması için farklı yöntemler vardır. Bunlar içerisinde vücudun diğer bölgelerinden alınan deri yamaları, meme derisinden meme başına doku kaydırma ya da diğer meme başından alınmış dokunun paylaşılması tekniği kullanılabilir. Diğer teknikler, örneğin tatuaj dokuya renk vermek amacı için uygulanabilir.
Meme muayenem nasıl olmalı?
Her kadın kendi meme muayenesini yapmayı bilmelidir. Bu konuda bilgilenmek amacıyla mutlaka bir kadın doğum uzmanı ve genel cerrah tarafından kontrol edilmelidir. Hastanın kendi muayenesi sırasında eline gelen herhangibir sertliği veya değişikliği ihmal etmeden ve geciktirmeden bir doktora göstermesi çok önemlidir. Gerek ultrasonografi gerekse mammografi kontrollerini de doktorunun uygun gördüğü aralıklarda yaptırmak önemlidir. Erken teşhis edilen meme kanserinde tedavi başarısı çok yüksektir.
Daha önceden ben göğüslerimi büyütmek için silikon taktırmıştım. Peki ya benim durumum nedir?
Silikon meme protezleri kansere neden olmaz. Konulan silikon protezler meme dokusunun veya kas dokusunun arkasında yer alır. Bu nedenle gerek meme muayenesi için gerekse ultrasonografi ve mammografi için engel teşkil etmez. Silikon meme protezi olan bireylerde de periyodik muayene ve radyolojik incelemeler diğer kadınlarda olduğu gibi yapılmalıdır. Bir kez daha altını çizmekte fayda var silikon meme protezleri kansere neden olmamaktadır. Son günlerde bir Fransız firması ile ilgili çıkan haberler nedeniyle yanlış bir düşünce oluşmuştur. Uluslararası Estetik Cerrahi Derneğinin (ISAPS) yaptığı değerlendirmede bu firmanın sadece bir dönemde ürettiği protezlerin normale gore daha kolay yırtıldığı görülmüş, ancak herhangibir şekilde kanser oluşturduğuna dair bir bulgu tespit edilememiştir. Silikon meme protezleri tüm dünyada uzun bir geçmişe sahiptir. Gerçekleştirilen bütün çalışmalar silikon meme protezinin kanserle bir ilişkisi olmadığını göstermiştir. Bu nedenle sadece Türkiye’de değil dünyadaki bütün ülkelerde güvenle kullanılmaktadır. Silikon meme protezi konulan kadınlar da meme dokularının düzenli kontrol ve muayenesine ihtiyaç duyarlar ama bunun ötesinde bir tedbir veya tetkik gerekli değildir. 
Arzu Kocabıçkıcı