Diyabet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Diyabet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Nisan 2013 Salı

Dört kişiden birinde karaciğer yağlanması var


Karaciğer yağlanması olan hastalarda, şeker hastalığı, damar sertliği, pankreas ve meme kanseri oranı, yağlanma olmayanlara kıyasla anlamlı olarak yüksektir. Karaciğer yağlanması, toplumda en sık rastlanan karaciğer hastalığının ötesinde, en sık rastlanan hastalıklardan birisi haline gelmiştir. 
Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Şentürk,  Türk toplumunda karaciğer yağlanmasının çok fazla görüldüğünü belirtti. Şentürk, “Karaciğer yağlanması, siroz ve karaciğer kanserinin en büyük nedenlerindendir” diye konuştu. 
Şentürk, Türk toplumunda 4 kişiden birinde karaciğer yağlanması görüldüğünü belirtti. Karaciğer yağlanmasının alkolik karaciğer yağlanması ve non alkolik karaciğer yağlanması olarak iki grupta incelendiğini belirten Dökmeci, “Alkolün ilk etkisi olan karaciğer yağlanmasının derecesi fazlaysa başka hastalıklara da yol açar. Ancak alkolün neden olduğu karaciğer yağlanmasından kurtulmak mümkündür. Alkolü kesince hasta normale döner” diye konuştu.  
Alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanmasını ise dört faktöre bağlayan Prof. Dr. Şentürk, bu sebepleri; genetik özellik, insülin direncinin gelişmesi, düzensiz beslenme ve metabolik sendrom şeklinde açıkladı. Yağlı yiyecekler, fast food yiyeceklerin obeziteye dolayısıyla da karaciğer yağlanmasına yol açtığını bildirdi ve tedavi edilemeyen karaciğer yağlanmasının uzun yıllar sonra karaciğer kanserine yol açabileceğini belirtti. 
Karaciğer dokusu içindeki yağ oranı sağlıklı koşullarda % 5’den azdır. Bu oran, yağlanmanın derecesine bağlı olarak % 90’lara kadar çıkabilmektedir. Karaciğer yağlanmasının temel nedeni, çoğunlukla, aşırı beslenme ve egzersiz azlığı, seyrek olarak da yüksek derecede alkol alımı ve genetik hastalıklardır. Alınan yağlar ve şeker yakılarak tüketilmedikleri taktirde karaciğerde yağ birikmesine yol açmaktadırlar. Karaciğerde yağ birikmesinin uzun süre devam etmesi, sertleşme ve sonuçta siroz, karaciğer yetersizliği ve kansere yol açabilmektedir. 
Toplumda karaciğer yağlanma oranı, son zamanlarda, toplumdaki global şişmanlamanın sonucu olarak, % 15’lere kadar yükselmiştir. Karaciğer yağlanması olan hastalarda, şeker hastalığı, damar sertliği, pankreas ve meme kanseri oranı, yağlanma olmayanlara kıyasla anlamlı olarak yüksektir. Karaciğer yağlanması, toplumda en sık rastlanan karaciğer hastalığının ötesinde, en sık rastlanan hastalıklardan birisi haline gelmiştir. Çoğu zaman sessizdir. Bazen halsizlik, yorgunluk, ve karın sağ üst kısmında şişkinlik, dolgunluk gibi bulgular verebilir. 
Tedavisindeki temel nokta egzersizin artırılması ve beslenmenin uygun tarzda düzenlenmesidir. İlaçların etkisi çok sınırlıdır. 

19 Mart 2013 Salı

Obez çocuğun tedavisinde aile hekiminin rolü



Yanlış beslenme alışkanlıkları, modern çağın getirdiği hareketsizlik, hazır yemek tüketimi, porsiyonların büyümesi, alınan ve harcanan kalori dengesizliği gibi nedenlerle Avrupa’da her 2 yetişkinden 1’i ve her 7 çocuktan 1’i aşırı kilolu veya obezdir.



WHO ve OECD raporlarına göre, OECD ülkelerindeki nüfusun yarısı obez veya aşırı kiloludur. 10 yıl içinde nüfusun 2/3’ünün aşırı kilolu hale geleceği tahmin edilmektedir. Türkiye’de obezite ve diyabet en önemli toplum sağlığı sorunlarıdır. Dünya Sağlık Örgütü diyabeti yeni bin yılın en önemli halk sağlığı sorunlarından biri olarak kabul etmektedir. 2010 yılında ülkemizde yapılan TURDEP-II çalışmasında, geçtiğimiz 12 yılda diyabet sıklığının %90, obezitenin ise %44 arttığı gösterilmiştir. Yine aynı çalışmada Türk erişkin toplumunda diyabet sıklığının %13.7’ye ulaştığı ortaya çıkmıştır.

Dünyayla birlikte Türkiye’de de özellikle son 10 yılda çocuklarda obezite görülme sıklığı arttı. Beslenme alışkanlıklarındaki ve sosyal yaşamdaki ciddi değişimler bu artışın en önemli nedenleri arasında yer alıyor.
Annelerin eskiye oranla daha çok çalışıyor olması, evde yemek yeme alışkanlığının azalmasına ve fast-food tüketiminin artmasına yol açtı. Ayrıca çocukların boş zamanlarını artık bilgisayar ya da televizyon başında geçirmeleri ve hareketsizlik obeziteyi artıran bir başka unsur olarak karşımıza çıkıyor.



Obezite erken tespit ve tedavi edilmeli

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Gastroentroloji, Hepatoloji ve Beslenme Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Mahir Gülcan ve Uzman Diyetisyen Binnur Okan çocuklarda obezite tedavisi konusunda bilgiler verdi. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi çatısı altında çocuklarda obezite tedavisi alanında bir ekip olarak çalışan Dr. Gülcan ve Dyt. Okan, obezitenin erişkin yaşlarda da kalp damar, karaciğer ve diyabet hastalığına yakalanma riskini artırdığının altını çizerek, “Obezite erken tespit edilmeli ve tedavi edilmeli. Hem tespit hem tedavi sürecinde aileler kadar çocuk hekimlerine de çok iş düşüyor” diyor.

Son yüzyılda, kişi başına şeker tüketimi 50 kat arttı. Sofra şekeri, vücuda girince, kan şekerini yükseltir. Bu yükselmeler pankreastan insülin salgısını başlatır ancak aşırı şeker tüketimi ve ani şeker yükselmeleri sonucu pankreasın aşırı insülin salgılaması  “reaktif hipoglisemi” ataklarına sebep olabilir ve sık yaşanan tatlı krizleri ortaya çıkar. Reaktif hipoglisemi bir süre sonra kalıcı insülin fazlalığına dönüşürse “insülin direnci” gelişir. Tatlı atakları, şeker krizleri, çikolata, dondurma nöbetleri sıklaşıp şekerli yoğun beslenme devam ettikçe kısır döngü başlar. Sonrasında hipoglisemi yemeleri ile gelen kilolar, bel kalınlaşması ve göbeklenme... Sonrasında pankreas yavaş yavaş yoruluyor, insülin rezervleri tükenmeye başlıyor ve diyabete aday olarak başlayan bu kısır döngü önlem alınmadığı takdirde bireyi diyabet hastası yapabiliyor.

Neden besleme bozukluğu ve hareketsizlik

Çocuklarda obezitenin en belirgin iki nedeninin besleme bozukluğu ve hareketsizlik olduğunu belirten Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Gastroentroloji, Hepatoloji ve Beslenme Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Mahir Gülcan, diğer nedenlere kıyasla daha az da olsa genetik faktörlerin de rol oynadığını söylüyor. “Dünya ile birlikte Türkiye’de de özellikle son 10 yılda çocuklarda obezite görülme sıklığı arttı. Beslenme alışkanlıklarındaki ve sosyal yaşamdaki ciddi değişimler bu artışın en önemli nedeni. Annelerin eskiye oranla daha çok çalışıyor olması, evde yemek yeme alışkanlıklarımızın azalmasına ve fast-food tüketiminin artmasına yol açtı” diyen Dr. Gülcan ayrıca çocukların boş zamanlarını artık bilgisayar ya da televizyon başında geçirdiklerini ve hareketsizliğin obeziteyi artıran bir başka unsur olduğunu ifade ediyor.

Yanlış beslenme alışkanlıkları, modern çağın getirdiği hareketsizlik, hazır yemek tüketimi, porsiyonların büyümesi, alınan ve harcanan kalori dengesizliği gibi nedenlerle Avrupa’da her 2 yetişkinden 1’i ve her 7 çocuktan 1’i aşırı kilolu veya obezdir. Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) kaynaklarına göre de AB ülkelerinde tahmini 25 milyon kişi diyabet ile yaşamaktadır. Obezitenin giderek artması ile hükümetlerin obeziteyi önlemeye yönelik çalışmalarında da artış gözlenmektedir.



“Obeziteyi çocuk hekimleri tespit etmeli”

Obezitenin tespit edilmesi konusunda çocuk hekimlerine çok görev düştüğünü belirten Dr. Gülcan “Hekimler olarak obeziteyi genelde atlıyoruz. Hasta bize hangi hastalıkla gelirse gelsin, muayene sırasında mutlaka boyuna ve kilosuna bakmalıyız. Eğer obezite söz konusu ise bu konuda aileleri bilgilendirmeliyiz. Hastanın şikayeti dışında da obezitenin taranması hekimin toplumsal görevidir” diye aktarıyor. Dr. Gülcan obezitenin tetiklediği sağlık problemlerini şöyle sıralıyor: “Obezite ciddi kalp damar hastalıklarına davetiye çıkarır. Diyabete, metabolik sendrom dediğimiz insülin direncine, karaciğer yağlanmasına neden olabilir. Karaciğer yağlanması en ciddi sorunlardan biridir, çünkü hastalık tedavi edilmediğinde siroza dönüşür ve ciddi ölüm riski taşır.”


Doğru beslenme ve düzenli spor

Söz konusu hastalıklara çocukluk yaşlarında rastlanabildiği gibi eğer obezite devam ederse erişkin yaşlarda da rastlandığına dikkat çeken Dr. Gülcan, “Obezitenin çocuk yaşta farkedilmesi ve tedavi edilmesi sonraki yaşlardaki rahatsızlıkların da önüne geçilmesini sağlar. Doğru beslenme ve düzenli spor konusunda küçük yaşlarda yapılan bilinçlendirme geleceğe yatırımdır” diyor.
                               
Ebeveyn kendi beslenmesini değiştirmeli

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi’nden Uzman Diyetisyen Binnur Okan tedavi sürecinde yeme alışkanlıkları, uyku düzeni, fiziksel aktiviteler ve boş zamanlarını nasıl değerlendirdiği konularında çocuğun ve ailenin alışkanlıklarını detaylı bir şekilde değerlendirdiklerini ifade ediyor.  “Ne kadar doğru alışkanlık kazandırılmaya çalışılsa da çocuk her konuda anne babayı taklit eder. Ailenin yapacağı en önemli şey çocuğa örnek olmasıdır” diyen Dyt. Okan yaklaşımın da önemli olduğunun altını çiziyor.



Çocukla kurulan iletişim

“Çocukla iletişim kurarken ‘sen hastasın, bu yüzden diyet yapman gerekiyor’ yaklaşımı bizi başarısızlığa hatta telafisi olmayan bozukluklara sürükler. Onun yerine ‘senin şimdiden sağlıklı beslenmeyi öğrenmen gerekiyor ki hayat boyu sağlıklı yaşayabilesin’ yaklaşımını benimsemek gerekiyor. Çocuğun üzerinde beslenme baskısı kurmak iyi sonuç getirmez. Hiçbir şeyi yasaklamamalı ama çocuğu ona zararlı olan yiyeceklerin tatlarından uzaklaştırmalı, tüketmesi ertelenmeli. Birden fazla sağlıklı alternatif sunarak seçim yapma şansı vermeli. Bu kolay ve kısa bir süreç değil. Bunu kısa süreli bir diyet olarak değil, yaşam boyu sürecek bir sağlıklı beslenme alışkanlığı görmeli.”
Beslenme bozukluklar ile sınav stresi arasında ilişki olduğunun da altını çizen Dyt. Okan, “Sınav stresi çok erken yaşlara indi. Çocuklar streste oldukları için doğru beslenmeyi sınavdan sonrasına erteliyor, sürekli ders çalışma zorunluluğundan ötürü eve hapsoluyor, dışarı çıkıp fiziksel aktivitelerde bulunmak vakit kaybı olarak görülüyor. Oysa fiziksel aktivite ve sağlıklı beslenme zihinsel aktiviteyi besler” diyor.








29 Mayıs 2012 Salı

“Diyabeti Durduralım” projesi sürüyor



Türkiye’de 9 milyondan fazla kişiyi etkileyen diyabet hastalığına karşı başlatılan ‘Diyabeti Durduralım’ projesi kapsamında yapılan çalışmaları içeren yıllık değerlendirme sunumuyla başlayan toplantıda, ilk yıl gerçekleştirilen çalışmalar ve ikinci yıl hedefleri paylaşıldı.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı’nın himayesinde geçtiğimiz yıl Türkiye Diyabet Vakfı tarafından başlatılan ‘Diyabeti Durduralım’ projesinin ilk yıl değerlendirme toplantısı yapıldı. Çankaya Köşkü’nde yapılan toplantıda toplumu bilinçlendirmek ve diyabet hastalığının önüne geçmek için 22 pilot ilde gerçekleştirilen çalışmaların sonuçları ve projenin ikinci yılında planlanan etkinlikler katılımcılarla paylaşıldı



2011’de Türkiye diyabete dur dedi
Toplantıda konuşma yapan Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen, çağın en önemli hastalıklarının başında gelen diyabet ile savaşmak için Türkiye Diyabet Vakfı’nın koordinatörlüğünde yürütülen ‘Diyabeti Durduralım’ projesinin önemine dikkati çekti.

Diyabet prevalansı %14
Türkiye Diyabet Vakfı Başkanı Prof. Dr. Temel Yılmaz yaptığı konuşmada 21. yüzyılın getirdiği hareketsiz bir yaşam tarzı, hazır gıdaların daha çok tüketilmesi, öğün zamanlarının kısalması gibi faktörlerle şekillenen yeni yaşam modeliyle diyabetin çok daha yoğun olarak görüldüğünü belirtti. Prof. Dr. Temel Yılmaz, “Diyabet ülkemizde son 10 yılda yüzde 90-100 arasında artış gösterdi. 2000 yılında yüzde 7.6 olan prevalans hızı bugün yüzde 14’e çıktı. Çalışmalar ülkemizde 9 milyon diyabetli olduğunu, 40 yaş üstü nüfusun dörtte birinin diyabet riski ile karşı karşıya geldiğini gösteriyor” dedi.

Hayata geçirilen projeler
 ‘Diyabeti Durduralım’ projesi kapsamında 2011 yılında hayata geçirilen projeleri anlatan Türkiye Diyabet Vakfı Başkanı Prof. Dr. Temel Yılmaz, “Birinci yılda öncelikli hedefimiz diyabet alanında mücadele veren tüm paydaşların bir araya geldiği “Diyabet Parlamentosu”nu oluşturmak oldu. Diyabet Parlamentosu’nda Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı, TBMM, Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, siyasi parti temsilcileri, diyabet tedavisinde görev alan sağlık ekipleri, meslek örgütleri, hasta örgütleri, sivil toplum kuruluşları bir araya gelerek diyabeti durdurmak için yapılacakları masaya yatırdı. Projenin ilk yılında gerçekleştirilen bir başka çalışmada ülkemizde aktif olarak diyabet tedavisi gören 3 milyon ve risk altında bulunan 10 milyon diyabet adayına yönelik diyabet eğitim programı başlatmak oldu. Hastanın hastayı eğitmesi modeline dayanan ve Türkiye’de ilk kez hayata geçirilen “Diyabet Akran Eğitimi” modeli ile tıbbi beslenme, Tip 1 ve Tip 2 diyabet beslenmesi, diyabette psikolojik sorunlar ve cevaplar, gebelik ve diyabet konuları hakkında eğitimden geçirilen hastalar, edindikleri bilgileri kendi bölgelerinde bulunan diğer diyabetli hastalarla paylaştılar. Bu proje için Dünya Diyabet Federasyonu’ndan önemli bir mali destek de aldık. Bu yıl içinde hayata geçirdiğimiz bir diğer etkili çalışma da “Her Sabah 5 Bin Adım At Diyabeti Yen”, “Her Gün 10 Bin Adım” sloganlarıyla çeşitli illerde düzenlenen halkı spor ve egzersiz yapmaya teşvik eden etkinlikler oldu.  

Farklı hedef kitlelere yönelik 4 yeni proje
‘Diyabeti Durduralım’ projesinin ikinci yılında yapılması planlanan projeler hakkında da bilgiler veren Prof. Dr. Temel Yılmaz şunları aktardı: “Türkiye’deki 48 yatılı bölge okulunda eğitim gören öğrencilere doğru ve sağlıklı beslenme eğitimi vermeyi amaçlayan SOBE (Sen de oku, bilgilen, eğlen) projesiyle bu okullardaki 24 bin öğrenciyi eğitmeyi amaçlıyoruz. Üniversite öğrencilerine yönelik hazırladığımız ‘Harekete Geç’ projesi ile mobil telefonlara yüklenen adım ölçer programlarla en uzun yürüyüş yapan öğrencilerin ödüllendirilmesi ve teşvik edilmesi planlanıyor. Ev kadınlarına yönelik hazırladığımız “Çocuklar Okula, Eşler İşe, Haydi Kadınlar Yürüyüşe” projesi ise İstanbul pilot olmak üzere tüm Türkiye’ye yaymayı hedeflediğimiz bir proje. Bu projede her hafta birbirinden farklı ve renkli bir spor aktivitesi ile en aktif katılımcıların ödüllendirilmesini hedefliyoruz. Gençleri aile yemeklerine dönüş ve sağlıklı fast food hazırlama konusunda bilinçlendirmek amacıyla televizyon da yarışma programları düzenlemeyi ve sağlıklı fast food kitabı projesi hazırlamayı amaçlıyoruz.” 

Hedef bilinçlenme, sağlıklı beslenme ve egzersiz
Projenin iletişim sponsorluğunu üstlenen Dörtok & Bersay İletişim Başkanı Dr. Aydın Dörtok ise, Dünya Sağlık Örgütü’nün salgın olarak kabul ettiği diyabetle mücadelede halka hedeflenen mesajların ulaşması ve bunların davranış değişikliği yaratmasında iletişimin büyük bir rolü olduğunu hatırlatarak, bugüne kadar diyabetin durdurulması konusunda gösterilen çabada medya mensuplarının vermiş olduğu destek için teşekkür etti. Dr. Aydın Dörtok toplantıda şunları söyledi:
“Kronik hastalıklar her geçen gün artıyor. Günümüzde insanların en önemli amacı; bu tip hastalıklara yakalanmadan sağlıklı bir şekilde hayatlarını sürdürmektir. Bu yüzden çocuklarımıza daha sağlıklı bir gelecek verebilmek için bugünden onları bilinçlendirmeli ve kendi yaşam tarzımızla da örnek olmalıyız. Diyabeti Durduralım Projesi de tam olarak bunu hedefliyor. Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül ve Hayrunnisa Gül Hanımefendi de Diyabeti Durduralım Projesi’ni sadece bir devlet projesi olarak görmediler; bu projeye bir anne baba hassasiyetiyle yaklaşıp sahip çıktılar. Bu da projenin başarısında çok önemli bir etken oldu.” Dr. Dörtok tüm sektörlere yönelik bir çağrıda da bulunarak şunları aktardı: “Diyabet sağlıkla ilgili bir konu olmakla birlikte aslında herkesi ilgilendiriyor. Toplumda görülme hızı her geçen yıl daha da artan diyabete karşı mücadelede başta gıda ve spor sektörü olmak üzere tüm sektörlere büyük görev düşüyor. Buradan başta gıda ve spor sektörleri olmak üzere tüm sektörlere destekte bulunmaları için bir çağrıda da bulunmak isterim. Ne kadar çok kişiye ulaşabilecek çalışma yapabilirsek diyabetin yaygınlaşmasını o kadar hızlı durdurabiliriz. Unutmayalım ki sağlıklı bireyler bir ülkenin en büyük servetidir. Bu serveti korumak için hepimizin yapacak çok şeyi olduğuna inanıyorum.”

Projeye katkıda bulunanlara teşekkür belgesi verildi
Konuşmaların ardından ‘Diyabeti Durduralım’ projesi dahilinde yapılan çalışmalara katkıda bulunan kişi ve kuruluşlara teşekkür belgesi verildi. Hastanın hastayı eğitmesi modeline dayanan “Diyabet Akran Eğitimi Programı”na yaptığı katkılardan ötürü Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi  Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Kaya, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhan Yetkin, Novo Nordisk Sağlık Ürünleri A.Ş.’ye teşekkür belgesi verildi. “Toplumsal Olarak Fiziksel Aktivitelerin Artırılması ve Teşvik Edilmesi” projesine verdiği desteklerden ötürü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Spor A.Ş. ve Bilim İlaç Sanayi A.Ş.’ye teşekkür belgeleri takdim edildi.  23 Ekim’de 7.2 büyüklüğünde bir depremle sarsılan Van’da bulunan diyabet hastaları için yapılan “Van Depreminde Diyabetli Hastalara Destek” programına verdikleri destek için 100. Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Öğretim Üyeleri Prof. Dr. Hüseyin Avni Şahin ve Dr. Işılay Kalan’a ve 14 Mart Dünya Diyabet Günü’nde Diyabetlilere Daha Güzel Bir Yaşam aktivitesine yaptığı katkıdan ötürü Diyabetle Yaşam Derneği Başkanı Emine Alemdar Minaz’a teşekkür belgesi sunuldu. “Tip 1 Diyabetli Çocuklara İnsülin Destek Programı” konusunda yaptığı başarılı çalışmalar nedeniyle Hisar Eğitim Vakfı Okulları lise öğrencileri Hasan Cem Yılmaz ve Utku Tuzcu’ya da teşekkür belgeleri verildi.

9 Aralık 2010 Perşembe

Toplumsal bilinç oluşturulmalı


Ülkemizdeki her 4 ölümden 1’i, tansiyonun kontrol edilmesi ile önlenebiliyor. Toplumda hipertansiyonla ilgili bilgi, tutum ve davranış değişikliği yaratmak, Türkiye’nin hipertansiyon istatistiklerini iyi yönde değiştirmek ancak “farkındalık” ile sağlanabilir.

Türkiye'de diyabet sıklığı da hızla artmakta. PURE çalışmasına göre pre-diyabeti olanların oranı yüzde 9.6, 35 yaş üstü 4 kişiden birinin kan şekeri değeri normal sınırda değil. Her 4 diyabetliden 3'ü kan şekerini kontrol edememekte. Diyabet sıklığı 50 yaşından sonra artış göstermekte, 60 yaşından sonra ise oran yüzde 30'lara çıkıyor. Biliyoruz ki halkın bilinç düzeyinin artırılması metabolik sendom parametreleri ile ayrı ayrı mücadelede etkili.

Hastalıkların, özellikle kanserlerin tanısındaki zamanlama, hastalıkla baş edebilmede önem taşıyor. Bütün kanserlerin yaklaşık yüzde birini ve bütün kanser ölümlerinin yüzde ikisini temsil eden MM hastalığında tanıda gecikmeler yaşanabiliyor. Prof. Dr. Zahit Bolaman ile gerçekleştirdiğimiz söyleşiden anlıyoruz ki; ileri yaşta ve hareketle artan bel ağrısı yakınmalı hastaların MM şüphesi ile hematoloji uzmanlarına yönlendirilmesi gerekmekte.

Kanser hastalığının multidisipliner bir tedavi alanı olduğu bilgisinden hareketle, kanser ağrısının boyutu ve yaşam kalitesine etkisi, ağrı tedavi kılavuzları ve ağrı tedavisindeki engeller, opioid tedavisi prensipleri ve opioid tedavisindeki tartışmalı konular,  “Her Yönü ile Kanser Ağrısı” sempozyumunda ele alındı. Bir kez daha anladık ki, “kanser ağrısı kader değil”.

“Birgün Alzheimer olursam” temasıyla, “Yaşlılar Haftası”nda, hastalığa dikkat çekmek amacıyla gerçekleştirilen toplantı ilgiyle izlendi. Bu etkinlikle,  toplumda bilinç oluşturulması gereken hastalıklarla ilgili toplantılara “Sanatçı dokunuşu”nun olağanüstü etkisini gördük.

Bu arada ilaç sektörünün öncü firmalarının temsilcileri, 3. Marketting Power Konferansı'nda bir araya geldi. Konferansta, Türkiye'de ilaç sektörünün geleceği ve pazarlama yenilikleri tartışıldı. Yeni gelişen koşullara göre, ilaç sektörünün de kendisini geliştirmesi buna göre önlemler alınması gerekmekte. Kriz dönemlerinde değişen koşullara göre organizasyonlara yatırım yapılması gerekiyor. Tanı ve tedavide sağlanan gelişmeler konusunda hastaların bilinçlendirmeleri için tanıtımlar yapmak gerekiyor. Hastaların tedaviye uyumunu sağlamak ve artırmak için çalışmalar yapılması gerekiyor. Bütün bu konularda yurt dışında hasta derneklerinin önemli bir rolü bulunmakta, Türkiye’de ise hasta dernekleri yok denecek kadar az. İlerleyen zamanlarda tüm bu konularda yüz güldürücü haberlerle birlikte olmak dileği ile sağlıkla kalın.

Arzu Kocabıçkıcı