21 Şubat 2011 Pazartesi

PE tedavisinde gelişmeler

Erken boşalma konusunda farkındalık arttıkça yeni geliştirilen tedavilerden yararlanma oranı da artacak.




Türk Androloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Önder Yaman, PE’nin seksüel aktiviteyi olumsuz etkilediğini, ilişkiden tatmin olma duygusunu önemli ölçüde azalttığını, genel yaşam kalitesine olumsuz etkide bulunduğunu, stres düzeyini artırdığını ve mevcut ilişkinin devamlılığı için bir tehdit oluşturabildiğini söyledi.


Farkındalık artacak

Prof. Dr. Önder Yaman, prematür ejakülasyonun erkek seksüel bozuklukları içinde en sık görülen bozukluk olduğunu belirterek, “PE etiyolojisisini organik ve organik olmayan nedenler olmak üzere ikiye ayırmak mümkündür” dedi. Yaman şu bilgileri verdi:
“Organik nedenler arasında; anatomik ve nörolojik sebepler, akut ve kronik hastalıklar, fizik travma ve farmakolojik yan etkiler sayılabilirken organik olmayan nedenler arasında; psikolojik nedenler, akut psikolojik stres, psikoseksüel yetenek yetersizliği ve ilişkiyle ilgili stres sayılabilir.”
Erken boşalma problemi konularındaki farkındalık arttıkça, geliştirilen yeni tedavilerden yararlanma oranları da artacağını belirten Yaman, geliştirilen yeni tedavilerle PE’de yüz güldürücü sonuçlar alındığını belirtti.


Hastanın hekime güveni sağlanmalı

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. İsmet Yavaşçaoğlu,  toplumumuzda cinsel deneyimle karşılaşma yaşının geç olduğunu belirtti. Yavaşçaoğlu, “Bize gelen kişi 26 yaşında, ilk kez ilişkiye girecek biri bile olabilir. Hastamıza gerekli soruları açık yüreklilikle sorabilmemiz gerekmekte” diyerek, öncelikle hastanın hekime güvenini sağlayabilmenin önemine değindi.
Yavaşçaoğlu, bir ilişki için iyi bir partnerin gerekli olduğunu belirterek, “Kadın istediği zaman orgazm olabilir yeter ki istediği adamla birlikte olabilsin” diye konuştu.


PE nörobiyolojik bir olgu

Prof. Dr. İsmet Yavaşçaoğlu, PE’da farmakolojik tedavinin günümüzde artık birinci tedavi modalitesi olarak kullanıldığını belirtti. Yavaşçaoğlu, pek çok farmakolojik ajanın PE tedavisinde değişen oranlardaki başarı yüzdeleri ile kullanıldığını söyleyerek, “Sonuçta günümüzde PE’nun psikolojik bir hastalıktan çok nörobiyolojik bir olgu olduğu sonucuna varılmıştır” diye konuştu. Yavaşçaoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:
“Nörobiyolojik çalışmalar klasik psikolojik yaklaşımların artık eskisi kadar geçerli olmadığını ortaya koymaktadır. Davranışçı yaklaşımların tersine farmakolojik tedaviler preklinik ve klinik çalışmaların ışığı altında gün geçtikçe daha fazla önem kazanmaktadır. Bununla beraber PE tedavisinde psikoseksüel davranış terapisi halen çok önemli bir role sahiptir. Farmakolojik tedavide anahtar ereksiyon ve ejakülasyondan sorumlu santral/periferal nörotransmiterlerin derinlemesine anlaşılmasındadır. PE tedavisinde SSRI’lar etkin biçimde kullanılmaktadır. Sorunun medikal tedavisinde kısa etkili SSRI’ların kullanımından fayda sağlanmaktadır.”


Psikojenik teoride prematür ejakülasyonun, ejakülasyon refleksinin santral sinir sistemince baskılanamaması sonucu geliştiği kabul edilmekte. Hastaların çoğunda ejakülasyon mekanizmasında anormal derecede artmış otonomik refleks yolların varlığı (düşük penil vibrasyon eşiği, kısa bulbokavernöz latens zamanı ve yüksek bulbokavernöz uyarı eşiği, kısa SEP refleks zamanı ve uyarı eşiği ve artmış Dorsal sinir- SEP ileti zamanı ve amplitüdü) söz konusudur. Psikoanalitik teorilere göre altta yatan anksiyete ve öğrenilmiş davranış bozukluğu veya her ikisi birden prematür ejakülasyondan sorumlu olmaktadır. Anksiyeteye bağlı artmış katekolamin deşarjına bağlı olarak kişi ritmik kasılmalardaki artmayı hissedemeyerek ejakülasyonu baskılayamamaktadır. Ayrıca anksiyetenin yolaçtığı katekolamin deşarjı düz kasların ritmik kasılmalarını artırmaktadır. Anksiyete sebepleri arasında; koitus interruptus, partnere karşı isteksizlik, partnerin hayal kırıklığı korkusu ve kastrasyon anksiyetesi sayılabilirken, ilk koit deneyimleri, suçluluk duyarak mastürbasyon, aralarında sorun bulunan çiftlerde erkeğin bilerek ejakülasyonu hızlandırması ve genelev deneyimleri de öğrenilmiş davranış bozukluklarına örnek olarak gösterilebilir.

“Her boşalma orgazm değildir”

‘Her boşalmanın orgazm olmadığını’ vurgulayan Prof. Dr. Mehmet Sungur, kadınların ve erkeklerin cinsel ilişkiden beklentilerinin farklı olduğunu belirterek, “Kadının cinselliğini yaşayabilmesi için bir nedene ihtiyacı var. O adamda bir şey bulması lazım. Erkek için ise bu gerekli değil. Bu nedenle farklılıklar sadece fizyolojik değil” diye konuştu. Sungur, prematür ejakülasyon için literatürde pek çok tanımlama önerildiğini belirterek şunları anlattı:
“Bunlar arasında cinsel birleşmeden yeterince zevk alacak kadar ejakülasyonu geciktirememe, hastanın isteğinden önce veya vajinal penetrasyon öncesi yada penetrasyondan kısa bir süre sonra devamlı veya tekrarlayıcı şekilde ejakülasyonun olması, eşin orgazmından önce ejakülasyonun olması ve sorunun cinsel ilişkilerin en az yarısında olması sayılabilir.”

Prof. Dr. Mehmet Sungur, prematür ejakülasyon için “İstemsiz boşalma” tabirini daha uygun bulduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Erken boşalma yerine istemsiz ya da kontrolsüz boşalma demek daha doğru. Bu durumda, boşalma, bireyin kendi kontrolünün dışında olan olmaktadır. İstemsiz boşalma erkeklerde en sık görülen cinsel sağlık problemi olarak dikkat çekmektedir. Aynı zamanda nedeni ve tedavisi en az bilinen sorunların başında gelmektedir. PE’de hastalığın ortaya çıkışı ile tedaviye başvuru arasında uzun zaman geçmektedir. Aradaki zaman yaklaşık 15-20 yılı bulabilmektedir.”

“Tek kriter süre değil”

Erken boşalmada tek başına sürenin kriter olamayacağını belirten Sungur, “Kişinin bundan hoşnutluğu ve aynı zamanda kişinin bunu kontrol edebilirliği ve bir de ilişkileri nasıl etkilediğini bilmemiz gerekiyor. Sadece süreyi bir kriter olarak görmek yanlış olur.
Ayrıca unutmamak gerekir ki, ilişkide deneyim ne kadar yeniyse, partner ne kadar yeniyse, ne kadar uzun süredir cinsel aktivite olmuyorsa ve kişi ne kadar genç ise boşalma o kadar erken olacaktır” diye konuştu.

Tedavide medikal tedaviler ile bilişsel davranış tedavilerin bir arada kullanılabileceğini belirten Prof. Dr. Mehmet Sungur, uygulanacak tedaviye hasta ile birlikte karar vermek gerektiğini belirterek şunları söyledi:
 “Hastalar ile birlikte verilen karar en doğru karardır. Hekim çok donanımlı olacak ve hastasını bilgilendirecek. Ama bir hekimin hangi tedaviyi uygulayacağı şeklindeki bir kararı hastası ile birlikte verebilmesi için bir koşul gerekli; o da donanımlı olması. Dolayısı ile her iki yaklaşımı da bilecek ki ikisini birden uygulayabilsin.”

PE’de mutlaka tıbbi yaklaşım gerekli

On Dokuz Mayış Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Ramazan Aşçı da erkek cinsel döngüsü ile kadın cinsel döngüsü arasında bir süre farkı bulunduğunu belirterek, “Genelde bir erkek 4-5 dakikada orgazma ulaşabiliyor ama kadının orgazma ulaşabilmesi için bu işin öncesi gerekiyor. Kadının da erkeğin de bunu bilmesi gerekiyor. Erken boşalma sorununa mutlaka tıbbi bir yaklaşım gerekmekte. Ejakülasyonun nasıl olduğunu, nerede ve kime karşı olduğunu ciddiye almak lazım” dedi.

Arzu Kocabıçkıcı






Klinik araştırmalarda son durum


İKAİ' nin "Etik Kurul, Ödemelerde Son Durum ve Ötesi " başlıklı bu toplantısı revize yönetmelik, buna bağlı olarak oluşturulan yeni etik kurullar bağlamında son gelişmeleri görüşmek üzere toplandı. İstanbul Klinik Araştırmalar İnsiyatifi tarafından gerçekleştirilen toplantıda bir araya gelen taraflar “Araştırmalar ne olacak” sorusuna cevap aradı.

İstanbul Klinik Araştırmalar İnsiyatifi, Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü, Sosyal Güvenlik Kurumu, Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD), İlaç Endüstrisi İşverenleri Derneği (İEİS), Türk İlaç Sanayii Derneği (TİSD), TUBİTAK'tan yetkililerin de bulunduğu bir toplantı düzenleyerek klinik araştırmalardaki son durum ve yeni yönetmelikle gelen değişiklikler tartışıldı.
Danıştay 10. Dairesi'nin Klinik Araştırmalar Yönetmeliği'nin bazı hükümlerinde yürütmeyi durdurması 'Araştırmalar ne olacak? ' sorusunu gündeme getirdi.  Geçtiğimiz yıl yürürlüğe giren 'Klinik Araştırmalar Hakkında Yönetmelik' doğrultusunda etik kurullar oluşturulmuş ve araştırmalar başlamıştı. Ancak Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanlığı, yönetmeliğin bazı hükümlerinin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Danıştay'da dava açtı. Davayla ilgili ilk incelemesini tamamlayan Danıştay 10. Dairesi de yönetmeliğin bazı hükümlerin yürütmesini durdurdu. Yürütmenin durdurulması ile 'Yeni başlayan çalışmalar ne olacak? ' sorusu da gündeme geldi.

Mali konular düzenlenmeli

İKAİ Koordinatörü Prof. Dr. Yağız Üresin, sürmekte olan çalışmaların büyük boşlukta olduğunu belirterek, karar sonrası yürütülmekte olan ulusal ve uluslararası birçok çalışmanın aslında sürdürülemeyeceği fikrinin doğduğunu söyledi.
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Farmakoloji ve Klinik Farmakoloji AbD Başkanı Prof. Dr. Yağız Üresin, dinleyicilere çevrimsel bilim ile ilgili önemli bilgiler verdi.  Klinik Araştırmalarda şu an içinde bulunulan durumun düzeltilmesi ve geliştirilmesi için de tüm paydaşların ortak çalışması gerektiğini çevrimsel bilim örneğiyle anlattı.
Üresin, konuyla ilgili olarak kendilerinin de sürekli çalıştıklarını söyleyerek, bakanlığa bağlı bir etik kurul olarak, Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü'ne yazdıkları yazıyı ve önerilerini anlattı. Üresin, Danıştay'ın, erken faz çalışmalar ve biyoeşdeğerlik çalışmalarında gönüllüye ödeme yapılmasını düzenleyen madde için de durdurma kararı verdiğini belirterek, bu kararın ülkemizde bu çalışmaların yapılmasını imkânsız kıldığını söyledi.
Yetkililerin bu konuyu tekrar gözden geçirmesini isteyen Prof. Dr. Yağız Üresin, klinik araştırmalarla ilgili olarak mali konuların hem yönetmelikle hem de kurumlar içerisinde mutlaka düzenlenmesi gerektiğini vurguladı.
Klinik araştırma bütçeleriyle SGK bütçelerinin birbirinden mutlaka ayrılması gerektiğini vurgulayan Üresin, klinik araştırmalarla ilgili olan bütün kişi ve kurumların işbirliği içerisinde olması gerektiğini belirterek, “Herkesin aynı gemide olduğu unutulmamalıdır” dedi.

İlaç ve ilaç dışı araştırmalar daha net ayrılmalı

Yönetmelik ve düzenlemelerin tam açık olmağını belirten İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Özgür Yiğit, buna bağlı olarak her etik kurulun kendine göre yorum yapmasının bazı sorunları beraberinde getirdiğini söyledi. Yiğit, ilaç ve ilaç dışı araştırmaların da birbirinden daha net maddelerle ayrılması gereğine işaret ederek, zaman zaman bu konuda İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü'nün de zor durumda kaldığını belirtti.

Yönetmelikte Revizyon

Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdür Yardımcısı Dr. Hanefi Özbek, yönetmeliği hazırlarken herkesin görüşlerini aldıklarını fakat Danıştay kararı sonrası etik kurullarla ilgili kanuni düzenlemeyi yapmadan, merkezin dışında etik kurul kuramayacaklarını ve yine Sağlık Bakanlığı bünyesinde Danışma Kurulu kuramayacaklarını öğrendiklerini anlattı. Bu sebeple geçiş süresinde bakanlığın imzasından sonra merkezde etik kurul kurmaya karar verdiklerini, Revize Yönetmelik’e Danıştay’dan yanıt gelmemesi üzerine klinik araştırma başvurularını değerlendirmek için Ankara’da 6 etik kurul kurulduğunu ancak yer sorunu nedeniyle bunlardan üçünün toplantılara başlayabildiğini anlattı. Yine Danıştay kararı uyarınca bilgilendirilmiş olur formunda da değişiklikler yaptıklarını anlatan Özbek, esas düzenlemenin kanunla yapılacağını ancak bu kanunun çıkmasının uzun süre alabileceği belirterek yasalaşma sürecinde herkesin görüşünü alacaklarını söyledi.

Ar-Ge için birlikte çalışılmalı

Toplantının “farklı yaklaşımlar” başlıklı oturumda konuşan İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Araman, ilaçta Ar-Ge yatırımlarında Türkiye’nin payının on binde dört olduğunu belirtti. Türkiye’nin birçok ülkeden çok daha iyi araştırıcılara sahip olduğunun altını çizen Araman, Türkiye’nin klinik araştırmalardan aldığı payın neden bu kadar düşük olduğunun düşünülmesi gerektiğini söyledi.  Araman, Ar-Ge üretimi için birlikte çalışmanın öğrenilmesinin önemini vurguladı.



Biyoeşdeğerlik çalışmalarının payı artıyor

Prof. Dr. Işık Tuğlular da, biyoeşdeğerlik çalışmalarının ilaç endüstrisindeki payının giderek arttığını belirterek, genellikle orijinal ilaç üreten büyük firmaların da artık jenerik ilaç üretimine eskisine nazaran daha fazla önem verdiğini söyledi. Danıştayın gönüllülere ödeme yapılması ile ilgili maddeyi durdurması ile birlikte Türkiye’de erken faz ve biyoeşdeğerlik çalışması yapılamayacağını kaydeden Tuğlular, çalışmaların sekteye uğrayacağına dikkat çekti.

“Kaynak yaratılmalı”

Prof. Dr. Ahmet Gül, proje bütçelerinin kullanımında büyük sorunlarla karşılaştıklarını anlatarak, bu bütçelerin denetlenmesinin de ayrı bir sorun olduğunu belirtti.  İlaç araştırmaları ve endüstri dışı araştırmaların mutlaka birbirinden ayrılması gerektiğini belirten Gül, bilimsel ve endüstriyel tarafların araştırmaya farklı gözle baktığını ve farklı kaygılar taşıdığını vurguladı. Yasal düzenlemelerin sadece endüstrinin desteklediği projelere göre yapıldığının kaydede Prof. Gül, araştırıcı destekli projelerin yapılabilmesi için farklı kaynakların yaratılmasının önemine işaret etti. Gül, bunlar için yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğinin altını çizdi. Araştırmacıların bütçeden yeterli payı alamadıklarını ve bunun üzerine bir de denetleme geçirdiği zaman, zaten emeğinin karşılığını alamayan ve sıkıntılar yaşayan araştırıcıların bir daha araştırma yapmak istemediğini söyledi.

Arzu Kocabıçkıcı








9 Aralık 2010 Perşembe

Türkiye nüfusu yaşlanıyor

Akademik Geriatri 2010 Kongresi Kıbrıs Kaya Artemis Otel’de başarıyla gerçekleştirildi. Geriyatrik yaş grubunun sık görülen tüm hastalıklarının ve bakımının incelendiği kongre yaşlı, nüfusunun hızla arttığı ülkemizdeki geriyatrik sorunlara önemli bir açılım sağladı.
Akademik Geriatri 2010 Kongresi kapsamında düzenlen basın toplantısına konuşmacı olarak; Prof. Dr. Servet Arıoğul, Doç. Dr. Mustafa Cankurtaran, Prof. Dr. Mehmet Akif Karan, Doç. Dr. Teslime Atlı ve Doç. Dr. Meltem Halil katıldılar.

Türkiye nüfusu yaşlanıyor

Prof. Dr. Servet Arıoğul, yapılan araştırmalara göre toplumumuzda yaşlı nüfus oranının 2005 yılında yüzde 5.4 iken, 2010 yılında yüzde 7'e çıktığını belirtti. Akademik Geriatri 2010 Kongresi Başkanı Arıoğul, bu rakamların Türkiye nüfusunun da dünyada yaşlı ülkeler arasına gireceğinin sinyallerini verdiğini söyledi.
Prof. Dr. Servet Arıoğul, Türkiye’de yaşlılarda en sık görülen sağlık sorunlarının; hipertansiyon, diyabet, osteoporoz, kolesterol yüksekliği, Alzheimer, depresyon, inme, kalp damar hastalıkları, idrar kaçırma, beslenme bozuklukları ve bası yaraları olduğunu belirtti.  

Geriyatri uzman sayısı yetersiz

Arıoğul, Türkiye’de şu an sadece 26 geriatri uzmanının bulunduğuna dikkat çekerek bu sayının yetersiz olduğunu, en az bin civarında geriatri uzmanına ihtiyaç duyulduğu bilgisini verdi.  Bir çok derneğin aktif olarak destek verdiği kongre,  Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği, Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği, Aile Hekimleri Dernekleri, Aile Hekimleri Federasyonu, Geriatrik Psikiyatri Derneği ve Alzheimer Vakfı, Alzheimer Derneği, Kontinans Derneği, Geriatri Fiztoyerepistleri Derneği, Özel Huzurevleri Derneği, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, Metabolik Sendrom Derneği, Pratisyen Hekimleri Derneği’nin katılımı ile gerçekleştirildi.

Yaşlıda depresyon daha sık görülüyor

Kongre Genel Sekreteri Doç. Dr. Mustafa Cankurtaran, yaşlılarda depresyon konusuna değinerek, “Depresyon yaşlılarda daha çok görülmektedir” dedi. Cankurtaran, ekonomik kaygılar, kendi kendine yetememe hissinin depresyon nedenlerinden başlıcaları olduğunu ve bu durumunun ciddiye alınarak mutlaka uzmana gidilmesi gerektiğini belirtti.

Alhzheimer hastalarının onda birine tanı konabiliyor

Türkiye’de 500.000 civarında Alzheimer hastası olduğunu ancak bu hastalardan sadece 50.000 kadarına teşhis konulup tedavi altına alındığını söyledi. Diğer hastaların hastalıklarının farkında olmadığına dikkat çeken Doç. Dr. Mustafa Cankurtaran,  ayrıca yaşlıların önemli sorunlarından uykusuzluğa da değinerek yaşlı kişilerin günde 5 saat gece uykusu almasının sağlıklı olduğunu vurguladı. Gece uyku uyuyamamaktan yakınan yaşlıların, gün içerisinde şekerleme diye tabir edilen 10-15 dakikalık uyku halinin 2.5 saat gece uykusundan çalmaları anlamına geldiğini ifade eden Dr. Cankurtaran, uykusuzluktan yakınan yaşlılara gece geç yatmaları ve uyku dışında kalan zamanı bir meşguliyetle geçirmelerini önerdiklerini söyledi.
Doç. Dr. Cankurtaran, yaşlılarda özel bir neden olmadıkça, genel sağlık durumları gerektirmedikçe besin destek ürünlerine ihtiyaç olmadığı, sadece eksikliği durumunda B12 ve D vitamini almalarının yeterli oluğu bilgisini verdi.

“Yaşlanma bilinmiyor”

Türkiye’de yaşlanma konusunun tam olarak bilinmediğini söyleyen Hacettepe Üniversitesi'nden Doç. Dr. Teslime Atlı ise, insanın doğarken yaşlanmaya başladığını belirterek, “ İnsanın yaşlanması yaşadığı sürece devam eder. Ancak iki kişi aynı şekilde yaşlanmaz. Hatta aynı kişinin organları bile aynı anda yaşlanmaz" diye konuştu.
Önce damar sisteminin yaşlanmaya başladığını belirten Doç. Dr. Teslime Atlı,  "Yaşlanma durdurulamaz ama yavaşlatılabilir. Yaşlanmanın hızını ve şeklini genetik belirliyor. “Bu nedenle ‘Ben nasıl yaşlanacağım?’ sorusunun yanıtını anneniz ve babanız şeklinde verebiliriz" diye konuştu.
 Yaşlanmanın yavaşlatılabilmesi için genetik faktörler dışında kalan dış etkenlerin düzeltilmesi gerektiği bilgisini veren  Atlı, "Sağlıklı beslenmeye özen gösterilmeli. Sigaradan uzak durulmalı. Kilo kontrol altında tutulmalı. Sebze ve meyve tüketimi arttırılmalı. Kemik üretiminden korunmak için tuz tüketimi azaltılmalı" şeklinde konuştu.


Huzurevleri konusunda isteksiziz

İstanbul Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Mehmet Akif Karan da toplum olarak huzur evlerinde yaşlılarımıza bakım konusunda isteksiz olduğumuzu oysa bazı yaşlı hastalarımızın mutlaka uygun bir yatılı kurumda bakım almaları gerektiğinin altını çizdi.

Akademik Geriatri 2010 Kongresi kapsamında; Aile Hekimlerinin başkanlığında gerçekleştirilen “ Birinci Basamak Geriatri Kursu”, “Geriatri Hemşireliği Kursu”, “Tip 2 Diyabet Tedavisinde İnsülin, Vakalar, Pratik Uygulamalar Kursu” ve “ Nutrisyon Kursu” düzenlendi. 3 ayrı salonda paralel ilerleyen programa 1.000 kişi katılımcı oldu. Toplantı, Türk Tabibler Birliği (TTB) “Sürekli Tıp Eğitimi(STE)” kredilendirme kurulu tarafından kredilendirildi.
European Union Geriatric Medicine Society’ye Türkiye adına EUGMS Gözlemci Derneği olarak kabul edilmiş olan Akademik Geriatri Derneği tarafından düzenlenen Akademik Geriatri 2010 Kongresi European Union Geriatric Medicine Society (Avrupa Geriatri Derneği) tarafından desteklendi. 2010 Kongresine EUGMS Derneği’nden konuşmacılar, dernek başkanı, akademik direktörü, EAMA Başkanı ve İAGG Başkanı konuşmacı olarak katıldı.

Akademik Geriatri Derneği

2005 yılında Ankara’da kurulmuş ve o tarihten itibaren faaliyetlerine başlamıştır. Dernek Başkanı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Geriatri Ünitesi Başkanı Prof. Dr. Servet Arıoğul’dur.
Derneğin çatısı altında, üye olan Geriatri hemşirelerinin, fizyoterapistlerin, beslenme uzmanları ve sosyal hizmet uzmanlarının yer aldığı İnterdisipliner Geriatri ekibi oluşturuldu.
Türkiye’de ilk defa Geriatri alanında kapsamlı olarak hazırlanan “Geriatri ve Gerontoloji” kitabı 2006 yılında dernek başkanı editörlüğünde yayınlanmıştır. Ayrıca dernek aktif olarak her ay “Akademik Geriatri Dergisi” ile yaşlılık alanında son gelişmelere yer vermekte.     

Arzu Kocabıçkıcı

Toplumsal bilinç oluşturulmalı


Ülkemizdeki her 4 ölümden 1’i, tansiyonun kontrol edilmesi ile önlenebiliyor. Toplumda hipertansiyonla ilgili bilgi, tutum ve davranış değişikliği yaratmak, Türkiye’nin hipertansiyon istatistiklerini iyi yönde değiştirmek ancak “farkındalık” ile sağlanabilir.

Türkiye'de diyabet sıklığı da hızla artmakta. PURE çalışmasına göre pre-diyabeti olanların oranı yüzde 9.6, 35 yaş üstü 4 kişiden birinin kan şekeri değeri normal sınırda değil. Her 4 diyabetliden 3'ü kan şekerini kontrol edememekte. Diyabet sıklığı 50 yaşından sonra artış göstermekte, 60 yaşından sonra ise oran yüzde 30'lara çıkıyor. Biliyoruz ki halkın bilinç düzeyinin artırılması metabolik sendom parametreleri ile ayrı ayrı mücadelede etkili.

Hastalıkların, özellikle kanserlerin tanısındaki zamanlama, hastalıkla baş edebilmede önem taşıyor. Bütün kanserlerin yaklaşık yüzde birini ve bütün kanser ölümlerinin yüzde ikisini temsil eden MM hastalığında tanıda gecikmeler yaşanabiliyor. Prof. Dr. Zahit Bolaman ile gerçekleştirdiğimiz söyleşiden anlıyoruz ki; ileri yaşta ve hareketle artan bel ağrısı yakınmalı hastaların MM şüphesi ile hematoloji uzmanlarına yönlendirilmesi gerekmekte.

Kanser hastalığının multidisipliner bir tedavi alanı olduğu bilgisinden hareketle, kanser ağrısının boyutu ve yaşam kalitesine etkisi, ağrı tedavi kılavuzları ve ağrı tedavisindeki engeller, opioid tedavisi prensipleri ve opioid tedavisindeki tartışmalı konular,  “Her Yönü ile Kanser Ağrısı” sempozyumunda ele alındı. Bir kez daha anladık ki, “kanser ağrısı kader değil”.

“Birgün Alzheimer olursam” temasıyla, “Yaşlılar Haftası”nda, hastalığa dikkat çekmek amacıyla gerçekleştirilen toplantı ilgiyle izlendi. Bu etkinlikle,  toplumda bilinç oluşturulması gereken hastalıklarla ilgili toplantılara “Sanatçı dokunuşu”nun olağanüstü etkisini gördük.

Bu arada ilaç sektörünün öncü firmalarının temsilcileri, 3. Marketting Power Konferansı'nda bir araya geldi. Konferansta, Türkiye'de ilaç sektörünün geleceği ve pazarlama yenilikleri tartışıldı. Yeni gelişen koşullara göre, ilaç sektörünün de kendisini geliştirmesi buna göre önlemler alınması gerekmekte. Kriz dönemlerinde değişen koşullara göre organizasyonlara yatırım yapılması gerekiyor. Tanı ve tedavide sağlanan gelişmeler konusunda hastaların bilinçlendirmeleri için tanıtımlar yapmak gerekiyor. Hastaların tedaviye uyumunu sağlamak ve artırmak için çalışmalar yapılması gerekiyor. Bütün bu konularda yurt dışında hasta derneklerinin önemli bir rolü bulunmakta, Türkiye’de ise hasta dernekleri yok denecek kadar az. İlerleyen zamanlarda tüm bu konularda yüz güldürücü haberlerle birlikte olmak dileği ile sağlıkla kalın.

Arzu Kocabıçkıcı